- Katılım
- 12 Kas 2023
- Mesajlar
- 65
- IFGT Puan
- 8
Bu başlıkta ışık, fizik, görelilik üzerine aklıma gelen düşünceleri, ve gene görelilik üzerine iddia ve karşı iddialar üzerine olan düşüncelerimle ilgili yazmak istiyorum.
İsteyen katılabilir, ancak ben dahil kimse karşı cevap oluşturmak zorunda değildir.
---
Işık garip birşey. Olasılıkla eter tezi gerçek olsa da, eğer uzamın kendisine karşılık geliyorsa onu tespit etmek mümkün olmazdı herhangi bir deneyle. Bir şeye nüfuz edebilmek için, ondan daha temel, daha geçirgen birşeye ihtiyacınız var.
Hint felsefelerinde purusha ve prakriti ayrımı var. Purusha ruh ve bileşenlerden oluşmuyor. Mesela aynı sebeple onu bileşenlerine ayırıp inceleyemezsiniz. Prakriti ise bileşenlerden oluşuyor ve bir deniz/okyanus gibi. Düşünce orada çırpıntılar/dalgalanmalar yaratıyor ve biz bu dalgalara ışık diyoruz. Madde ışığın yavaşlatılıp, titreşim ve dönme eklenmesi ile yaratılıyor. Yani tüm maddenin özü ışık.
Belki de bu yüzden maddenin üst sınır hız limiti ışık. Aslında varlıklar ışık hızına doğru yaklaşmaya çalışmıyorlar. Işık yavaşlayıp varlık oluyor. Yani bu aşağıdan yukarı bir gidiş değil, yukarıdan aşağıya bir iniş.
Neyse.
---
İddia o ki; görelilik üzerine olan deneylerde ölçülen/ölçülebilir olan sadece ışığın boşluğa göre hızı idi. Dolayısıyla görelilik yanlış temeller üzerine kurulmuştur.
Şimdi düşünelim. Aslında görelilik için ışığa ihtiyaç yok. Görelilik ışık üzerine değil. Eğer ışık diye birşey olmasaydı da, sadece belli bir hız limiti olsaydı, görelilik fiziği şu anki formülleriyle gene doğardı. Çünkü temelde görelilik fiziğinin yaptığı şey, sınır hıza yaklaştıkça, nesnenin nasıl davranacağını incelemekten ibaret. Olayın asıl özü bu.
Şimdi burada şöyle bir karışıklık var. Işığın elektromanyetik dönüşüm sayesinde ilerlediği ve olası tek bir hıza sahip olduğu söyleniyor. Ve hangi ortamdan salınırsa salınsın, o ortamdan bir hız bileşeni almadığı. Aslında buna da çok emin değilim. Bu da çift yönlü düşünülebilir. Ama şimdilik bunu bir kenara bırakalım.
Işık eğer böyle davranıyorsa ona atfedilen özel durum dolayısı ile davranıyor olacak (elektromanyetik dönüşüm ile ilerleme. Zaten ışık hızı ölçülmekten çok formülden doğrudan elde edilmiş. Yoksa o hassasiyette olması daha zor).
Ancak bu formüller ışığa özel değil. Tüm nesnelerin davranışını anlatıyor. Yani ışık olmayan ama ışık hızına çok yakın hızda seyreden bir nesne düşünelim. Bu nesne bir ortamdan atıldığında bu sefer atıldığı ortamın hızından etkilenecek, ışık gibi bağımsız değil. Dolayısı ile görelilik fiziğinde bahsedilen herşey bu sefer ışık değil de mışık (ona mışık diyelim, ışık olmayan ama ışığa çok yakın hızda seyreden madde) için geçerli olacak. Ve mışık klasik fizik kurallarına bağlı, yani hangi ortamdan fırlatıldıysa, onun hız bileşenini alıyor. Dolayısıyla tüm formüller aynı şekilde geçerli olmuş olacak. Işığa ihtiyacımız yok. Görelilik fiziği ışık üzerine değildir, aşılamayan bir hız sınırı üzerinedir. Ve nesnelerin o sınırdaki davranışları üzerinedir.
İsteyen katılabilir, ancak ben dahil kimse karşı cevap oluşturmak zorunda değildir.
---
Işık garip birşey. Olasılıkla eter tezi gerçek olsa da, eğer uzamın kendisine karşılık geliyorsa onu tespit etmek mümkün olmazdı herhangi bir deneyle. Bir şeye nüfuz edebilmek için, ondan daha temel, daha geçirgen birşeye ihtiyacınız var.
Hint felsefelerinde purusha ve prakriti ayrımı var. Purusha ruh ve bileşenlerden oluşmuyor. Mesela aynı sebeple onu bileşenlerine ayırıp inceleyemezsiniz. Prakriti ise bileşenlerden oluşuyor ve bir deniz/okyanus gibi. Düşünce orada çırpıntılar/dalgalanmalar yaratıyor ve biz bu dalgalara ışık diyoruz. Madde ışığın yavaşlatılıp, titreşim ve dönme eklenmesi ile yaratılıyor. Yani tüm maddenin özü ışık.
Belki de bu yüzden maddenin üst sınır hız limiti ışık. Aslında varlıklar ışık hızına doğru yaklaşmaya çalışmıyorlar. Işık yavaşlayıp varlık oluyor. Yani bu aşağıdan yukarı bir gidiş değil, yukarıdan aşağıya bir iniş.
Neyse.
---
İddia o ki; görelilik üzerine olan deneylerde ölçülen/ölçülebilir olan sadece ışığın boşluğa göre hızı idi. Dolayısıyla görelilik yanlış temeller üzerine kurulmuştur.
Şimdi düşünelim. Aslında görelilik için ışığa ihtiyaç yok. Görelilik ışık üzerine değil. Eğer ışık diye birşey olmasaydı da, sadece belli bir hız limiti olsaydı, görelilik fiziği şu anki formülleriyle gene doğardı. Çünkü temelde görelilik fiziğinin yaptığı şey, sınır hıza yaklaştıkça, nesnenin nasıl davranacağını incelemekten ibaret. Olayın asıl özü bu.
Şimdi burada şöyle bir karışıklık var. Işığın elektromanyetik dönüşüm sayesinde ilerlediği ve olası tek bir hıza sahip olduğu söyleniyor. Ve hangi ortamdan salınırsa salınsın, o ortamdan bir hız bileşeni almadığı. Aslında buna da çok emin değilim. Bu da çift yönlü düşünülebilir. Ama şimdilik bunu bir kenara bırakalım.
Işık eğer böyle davranıyorsa ona atfedilen özel durum dolayısı ile davranıyor olacak (elektromanyetik dönüşüm ile ilerleme. Zaten ışık hızı ölçülmekten çok formülden doğrudan elde edilmiş. Yoksa o hassasiyette olması daha zor).
Ancak bu formüller ışığa özel değil. Tüm nesnelerin davranışını anlatıyor. Yani ışık olmayan ama ışık hızına çok yakın hızda seyreden bir nesne düşünelim. Bu nesne bir ortamdan atıldığında bu sefer atıldığı ortamın hızından etkilenecek, ışık gibi bağımsız değil. Dolayısı ile görelilik fiziğinde bahsedilen herşey bu sefer ışık değil de mışık (ona mışık diyelim, ışık olmayan ama ışığa çok yakın hızda seyreden madde) için geçerli olacak. Ve mışık klasik fizik kurallarına bağlı, yani hangi ortamdan fırlatıldıysa, onun hız bileşenini alıyor. Dolayısıyla tüm formüller aynı şekilde geçerli olmuş olacak. Işığa ihtiyacımız yok. Görelilik fiziği ışık üzerine değildir, aşılamayan bir hız sınırı üzerinedir. Ve nesnelerin o sınırdaki davranışları üzerinedir.