- Katılım
- 20 Ağu 2025
- Mesajlar
- 273
- Tepkime puanı
- 74
- IFGT Puan
- 18
- Cinsiyet
- Kadın
- Medeni Hali
- Evli
- Şehir
- Muş
- Edebiyat - Tarih İlişkisi
Tarihî gerçeklik, edebî metinlerde yeniden yorumlanır. Tarih edebiyattan, edebiyat tarihten yararlanabilir. Edebî eserlerde tarihî bir konu, olay ya da kişilik işlenebilir. Edebî eserler, bir tarih kitabı gibi olaylara bilimsel yolla yaklaşmaz ve tarihî olayları olduğu gibi aktarmaz. Konusunu tarihten alan yüzlerce edebî eser vardır. Edebî eserler, tarihî olayları anlatırken gerçeklere ters düşmez. Edebî eserlerin tarihten yararlanması, inandırıcı olmaları açısından önemlidir. Kemal Tahir, Devlet Ana romanında; Tarık Buğra, Osmancık romanında kuruluş sürecindeki Osmanlıyı işlemiştir. Fakat her iki yazar da olaylara farklı bir bakış açısıyla yaklaşmıştır. Bir edebî eser, edebiyat tarihi açısından olduğu kadar tarihçiler için de önemli bir kaynak olabilir. Buna en güzel örnek, seyahatnamelerdir. Yine insanlığın karanlık dönemine ışık tutan destanlar da tarihin kaynakları arasında yer alır. Örneğin, Oğuz Kağan Destanı'nı incelerken o dönemin tarihi ile ilgili önemli bilgilere ulaşılır. Bu eserler, aynı zamanda tarihçilerin bilgi almak için başvurdukları önemli kaynaklardır. Bir milletin sözlü ve yazılı ürünlerini, onların yazarlarını bilimsel bir teknikle tarihî akış içinde inceleyen bir bilin olan ''edebiyat tarihi'', edebiyat ile tarih arasındaki ilişkinin en önemli göstergesidir.
- Edebiyat - Din İlişkisi
Dinî hayat, edebî dönemleri belirleyen etkenlerden biridir. Edebiyat; dinî hayatı, dinî hayat da edebiyatı ve dili etkiler. Türk edebiyatının dönemlerinin adlandırılmasında en önemli unsurlardan biri de dindir. İslamiyet'in kabul edilmesi, Türk tarihi ve edebiyatı açısından bir dönüm noktası sayıldığı için Türk edebiyatının üç ana döneminden ikisi adını İslamiyet'ten alır: İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı, İslamiyet Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı.
- Edebiyat - Sosyoloji (Toplum Bilimi) İlişkisi
Edebiyat, toplumu yansıtan bir ayna görevi üstlenir. Edebiyat, toplumu yansıtırken ''toplumu inceleyen bilim dalı'' olan sosyolojiden yararlanır. Edebiyat nasıl sosyolojiden yararlanırsa sosyoloji de edebiyattan yararlanır. Sosyoloji, özellikle toplum yaşamını ele alan ve yansıtan edebî eserlerden yararlanır. Sosyoloji, özellikle toplum yaşamını ele alan ve yansıtan edebî eserlerden yararlanır. Ahmet Mithat Efendi, Hüseyin Rahmi, Ahmet Rasim gibi yazarların eserlerinde dönemin toplum yaşayışını görmek mümkündür. Bu sebeple bu yazarların eserleri sosyoloji disiplini için birer kaynak sayılabilir. Edebiyat; toplum sorunlarını, gelişmeleri, dalgalanmaları dile getirir. Bunu yaparken toplumsal değişime etkide bulunur. Örneğin; Recaizâde Mahmut Ekrem, Araba Sevdası romanında döneminde yaygın olan alafranga züppe tipini anlatarak dönemin bir sorununu yansıtmıştır.
- Edebiyat - Felsefe İlişkisi
Edebî eserler, bir düşünce akımını/felsefi anlayışı yansıtabilir, aynı şekilde de felsefe de edebiyattan yararlanabilir. Edebiyat eserinde ortaya konulan dünya ve bu dünyanın ilişkiler sistemi sorgulanırken felsefe devreye girer. Felsefe bu ilişkiler sisteminin neden ve köklerini araştırır; bunları tanımlar. Söz gelimi, birçok edebî anlayış ve akım felsefe temelli gibi görünmemekle birlikte felsefeye yakın bir durum ortaya koymaktadır. Felsefenin en önemli özelliği, varlık gerekçesini çeşitli yönleriyle incelemesidir. Bu inceleme esnasında en önemli veri kaynakları arasında edebiyat yer alır. Felsefeci, düşüncenin arka planındaki temel yapıları ve oluşları edebî eserler (edebiyat) aracılığı ile aktarma yoluna gider. Platon, Schopenhauer, Nietzsche gibi felsefeciler aynı zamanda edebiyatçıdırlar. Dünyadaki en önemli düşünce hareketlerinin arka planını edebiyat eserleri hazırlamıştır. Bunlar bir felsefe biliminin ilkeleri ile ele alınmış olsaydı hiçbir zaman bir edebiyat eserinin yaptığı etkiyi oluşturması beklenemezdi. Felsefe düşünceyi oluşturur, edebiyat da bu düşünceyi kurgular. İşte bu bakımdan düşüncenin yaygınlaşması ve etkili olmasında edebiyat daha belirleyici olmaktadır. Romantizm, realizm, naturalizm, sembolizm, varoluşçuluk gibi edebiyat akımlarının zeminini felsefi akımlar ve filozoflar oluşturur. Yazarlar, edebî eserlerinde mutlaka felsefelerini yani hayat görüşlerini ortaya koyarlar. Albert Camus, Jean-Paul Sartre ve Franz Kafka romanlarında ve diğer eserlerinde felsefelerini ortaya koymuştur.
- Edebiyat - Psikoloji/Psikiyatri İlişkisi
Psikoloji, tek başına bir bilim alanı olmanın yanında edebiyatın da en önemli kaynaklarından ve ilgi alanlarından biridir. Türkçe karşılığı ruh bilimi olan psikolojinin de edebiyatın temel konusu insandır. Psikoloji, insanın bireysel oluş ve olgularını ele alırken bunu diğer bireylerle olan ilişkiler düzlemini de sorgular. Edebi eserlerde yazarların, kahramanların ruh dünyasını bütün yönleriyle yansıtabilmesi için psikoloji bilimini bilmeleri ve ondan yararlanmaları gerekir. Yazarlar, roman ve hikâyelerinde yer alan kişilerin ruh çözümlemelerini yaparak onların ruh dünyasını gözler önüne sermek ister; böylece insan denen meçhul, biraz daha anlaşılacaktır. Mehmet Rauf, Eylül; Peyami Safa ise Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanlarında başarılı ruh çözümlemeleri yaparak psikolojik roman türünde unutulmaz örnekler vermişlerdir.
- Edebiyat - Coğrafya İlişkisi
Her eser, bir mekânın üzerinde ve o mekânın etkileri ile kaleme alınır. Mekân söz konusu olduğunda da coğrafya devreye girer. Bu yüzden bir edebiyat eserini, dolayısıyla edebiyatı coğrafyadan ayrı düşünmek mümkün değildir. Kimi edebiyat eserlerinin kaleme alınma gerekçesinin başında bir bölgeyi tanıtmak ve oranın özelliklerinden bahsetmek gelmektedir. Bu tür eserler, doğrudan coğrafya ile ilgili eserlerdir. Bunların başında gezi yazıları, bir kısım romanlar ve şiirler sayılabilir. Kimi coğrafyacılar da eserlerinde edebiyatın verilerinden ve anlatım dilinden yararlanmaktadır.
Kaynakça: Feyzullah ÇELİKBAĞ-Mehmet SAYLAN, Edebiyat El Kitabı, Limit Yayınları, Ankara